<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5650989259299587937</id><updated>2011-12-19T16:21:42.057+02:00</updated><category term='Heybeliada'/><category term='anadolu üniversitesi'/><category term='Vapur'/><category term='fatih ekspresi'/><category term='Koçgüden Köyü'/><category term='Yüzüncü Yıl Üniversitesi'/><category term='tcdd'/><category term='İftar'/><category term='Van'/><category term='eskişehir'/><category term='odunpazarı'/><category term='beypazarı'/><category term='Barış Manço Vapuru'/><category term='Sosyoloji Öğrencileri Kongresi'/><category term='tren'/><category term='anadolu ekspresi'/><category term='ankara'/><category term='lunapark'/><title type='text'>Gezentiren</title><subtitle type='html'>Ege Sertçetin ve Esra Venedik'in gezi notları.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://gezentiren.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5650989259299587937/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezentiren.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Ege Sertçetin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15563163917123580266</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/TGJm_9kwufI/AAAAAAAAACM/CCrLjDgdRKE/S220/Untitled-Scanned-45.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>5</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5650989259299587937.post-7526821398260997464</id><published>2010-12-12T13:47:00.002+02:00</published><updated>2011-01-11T14:26:58.608+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yüzüncü Yıl Üniversitesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Koçgüden Köyü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Van'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sosyoloji Öğrencileri Kongresi'/><title type='text'>Dağların Kıyısında: Van</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;Bol bol otlu peynir, demlik demlik çay ve göl ile dağların arasına kurulmuş şehir...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Van için uzun zamandır geçerli bir davetiyemiz vardı. Taksim'de bir kafede birlikte çalıştığımız arkadaşımız Adnan, bizi sık sık çağırıyordu. Aslında geçen sene Midyat'tan sonra gitmek istediysek de mümkün olmamıştı. 5-6-7 Mayıs tarihlerinde Van Yüzüncü Yıl Üniversitesinde düzenlenecek Sosyoloji Öğrencileri Kongresi bize bahane oldu ve 3 Mayıs için otobüs biletimizi aldık. Ne yazık k&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;i Van Gölü Ekspresi'ne binmek mümkün olmadı çünkü bir süredir bu tren Elazığ'dan ileri gitmiyor. 26 saat sürecek yolculuğu göze almıştık. Çantalar, fotoğraf makineleri hazırlandı ve Esenler'den 11:00'de yola çıktık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a onblur="try  {parent.deselectBloggerImageGracefully();}  catch(e) {}"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 265px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/TGFKinAfw5I/AAAAAAAAACE/4t8ZzLc2yFk/s400/57630020.JPG" alt="Yolculuğun sonuna doğru, Van Gölü kıyısında. Fotoğraf: E.S." id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503762178070528914" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Otobüs yolculuğu bayağı işkenceli geçti. Ankara'ya kadar otobanda gittiğimizden hiç yorulmadık ancak Doğu'ya gittikçe yollar bozuluyor.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; Van kadar büyük bir şehre giden kara yolunun bu kadar kötü olması insanı şaşırtıyor. Van'a gelmeden az önce, şehre ismini veren Van Gölü kıyısından geçiyoruz. İzmit'ten beri böyle büyük su görmemiş olmanın şaşkınlığını yaşıyoruz. Atlas dergisinin Van'ı anlatan Ağustos 1993 sayısında çevre insanının bu göle "deniz" dediği yazıyordu. İşte şimdi anlam kazanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda 4 Mayıs günü saat 13 civarı Van'a ayak bastık. Otobüs şirketi servis ile merkeze kadar getirdi. Burada Adnan'ı beklediğimiz kısa süre içinde birçok meraklı, g&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;aripseyen bakışa maruz kaldık. Gerçekten de çok uzak ülkelerden gelmiş birer turist gibi görünüyorduk. İnsanın kendi ülkesinde böyle hissetmesi ilginç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken Adnan ile yine Taksim'den tanıdığımız Mesut belirdi. Selamlaşıp hal hatır sorduktan sonra bizi yemek yemeye bir dürümcüye götürdüler. Doğrusu midemiz kazınıyordu. Ancak aldığımız birer dürüm öyle ekmekliydi ki ben zor bitirdim, Esra'ysa bitiremedi. Zaten Adnan'ın dediğine göre burada yemekler hep çok ekmekli yenirmiş, hatta lahmacunun arasına ekmek koyar öyle yerlermiş. Karnımızı doyurduktan sonra şehir merkezini gezmeye çıktık. Önce bir kahvehanede çay içtik ve ardından süs havuzlu küçük bir parkta oturduk. Parkta vakit geçirenlerin çoğu yaşlı amcalardı, süs havuzunun su seslerinde dinleniyorlardı. Biz de burada biraz dinlendikten sonra -malum yol yorgunluğu- ''Rus Pazarı'' denilen dar bir kapalı çarşıya girdik. Burada oyuncak, tabak-çanak, kumaş, etek-entari ve takı satan dükkanlar sıra sıra diziliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoldan yeni geldiğimiz için ilk gün şehirde kısacık bir gezi yapabildik ancak. Kalacak yerimiz hazırdı. Bizi Adnan'ın ablası ve eşi evlerinde ağırladı. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ertesi sabah evden çıkana kadar Van misafirperverliğine dair birkaç &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;gözlem yapma fırsatımız oldu. Öncelikle sürekli demlenen ve içmemiz için ısrar edilen çay onlar için çok önemli. Her boş vakitte demleniyor. Diyelim ki birkaç bardak içtiniz sonra başka almak istemediniz. Herkes anlaşmış gibi "Bunu da iç?" diyor. &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 300px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/TGPmYnBUTzI/AAAAAAAAACs/2n0d_vy_HQk/s400/DSCF8154.JPG" alt="Adnan ve ablasının elinden ilk çayımızı içmek üzereyken. Fotoğraf: E.V" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5504496480042635058" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;İsteseniz de istemeseniz de tatlı ısrarlarına karşı gelemiyorsunuz. Çok sonradan öğrendik ki bardağı çay tabağına yan koyarsanız "başka istemiyorum" anlamına geliyor ve hiç sorulmuyormuş. Tabi bunu öğrenene kadar tuvaletten çıkamadık desek yeridir :-) Ayrıca çay kaşığı da pek verilmiyor, genelde kıtlama şekerle içiliyor. Kıtlama şeker bildiğimiz küp şekerden biraz daha sert. Önce biraz ısırıp üstüne çayınızı içiyorsunuz. Diğer bir yöre özelliği ise 101 denen okey çeşidi. İlk akşam öğrettikleri bu oyunu Van'da ve çevre birkaç ilde çok sık oynuyorlar. Şehir merkezindeki kafe ya da kahvehanelerin neredeyse hepsinde oynandığını görebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu'da misafirperverliğin meşhur olduğunu duymayan yoktur. Ama herhalde Anadolu'ya Van'dan yayılmıştır. O kadar ki, elinizi cebinize atmanıza izin verilmez, herhangi bir işe yardım ederseniz ayıplanabilirsiniz ve kolay kolay yalnız bırakılmazsınız çünkü siz misafirsiniz, kutsalsınız. Tamamen iyi niyetle yapılıyor olsa da özellikle yalnız kalamama durumu bizim Van'ı gezmemizi bayağı zorlaştırdı. Fakat böyle durumlarda Adnan bize yardımcı oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köy kahvaltısının da en meşhur olduğu yer yine Van. Sadece kahvaltı salonlarında turistlere sunulmuyor, gerçekten yaşayan bir özellik. Ayrıca meşhur bir otlu peynirleri var. Dağlardan, tepelerden, yol kenarlarından toplanan birkaç çeşit ot ile doğal peynirin karışımından yapılıyor. İlk kahvaltımızda "Bizde her şey biter, otlu peynir bitmez." diyorlar. Bunun sebebini sonraki günlerde neredeyse her yemekte önümüze çıktığında anlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk sabahımızda kahvaltıda karnımızı güzelce doyurduktan sonra bizi minibüse bindirdiler ve doğruca üniversiteye yollandık. Bu arada toplu ulaşımın gayet kullanılabilir olduğunu belirtmek gerek. Öğrenci için iki fiyat var, 75kr ya da 50kr. Uzunca bir yolculuk sonunda şehrin dışlarında, gölün kenarında, oldukça büyük bir alana kurulmuş Yüzüncü Yıl Üniversitesi'ne vardık. Biraz çorak bir arazide kurulmuş ve fazla yeşillendirilmemiş olmasına rağmen hoş bir görüntüsü var. Sosyoloji kongresi bahanesiyle geldiğimizden açılış konferansı ve birkaç sunum dinledikten sonra geç olmadan şehre döndük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaldığımız evin küçük kızı Yağmur fazlasıyla utangaç ve sakin bir çocuk. Biz de sempatisini kazanacağız ya O'na hediye almak istedik. Biraz dolaşıp bir yapboz, bir bebek ve elbise aldık seveceğini düşünerek. Pek dolu geçmeyen ilk günümüzün sonunda Adnan'la buluşup yine ablasının evine döndük. Yağmur'a hediyelerini verdiğimizde, özellikle elbisesine çok sevindi ve hemen giymek istedi. Yapbozdan çabuk sıkılan Yağmur'un yerini büyükler aldı. Babası, dayısı ve amcası yemeğe kadar yapbozla uğraştılar. Yer sofrası açılınca erkeklerden sadece mesleği bu olduğundan Adnan'ın yardım etmesine izin var. Malum, öğrenci evinde her iş eşit yapıldığından, alışkanlıkla bir sofra toplanmasına yardım edecek oldum ki kötü bakışlarla karşılaşınca oturdum yerime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a onblur="try  {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/TGPqLCjqRHI/AAAAAAAAAC0/JgyUnod4Qj4/s400/DSCF8219.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5504500644962780274" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;blockquote&gt;Adnan ve eniştesinin kardeşi ve Yağmur'un arkadaşı Tuana&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu meşhur Van kahvaltısını bir de meşhur bir yerde yapalım dedik, bize "Bak Hele Bak Yusuf Konak" dediler. Gerçekten ismi böyle. Van'ın en meşhur kahvaltı yeri. Ertesi gün oraya gitmeye karar verdik. Bu sırada Adnan ve akrabaları bizi gezdiremedikleri için mahcubiyetlerini sık sık dile getiriyorlardı, sürekli bizi nereye götüreceklerinin planlarını yapmaya çalışıyorlardı. Halbuki herkes çalışıyordu, hiç vakitleri yoktu. Zar zor kendi başımıza gezmeye ikna ettik onları ve güzel bir uykudan sonra sabah, sora sora ''Bak Hele Bak Yusuf Konak'' denen yeri bulduk. Önümüze konan kahvaltıdaki yiyeceklerin yarısının ismini bile öğrenemedik. Dört kişinin rahat rahat sığabileceği bir masa iki kişi için muhteşem donatılmıştı. Tabi bir kısmına çatal bile değdiremedik. Gayet güzel olan servisin ve kahvaltının bedeli ise 25 liraydı. Böyle turistik ve Van'a göre lüks kaçan bu yer için oldukça makul bir fiyat denilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gezilecek yerler bizi bekliyordu: Van Kalesi ve Akdamar Kilisesi. Tabi bu bizi tatmin etmeyecekti. Yeni bir yere gittiğimizde tarihi yerleri, müzeleri gezmekten çok oranın insanıyla tanışmak, sokaklarında dolaşmak çoğunlukla yaptığımız. Şimdiye kadar pek bir plan yapma ihtiyacımız olmamıştı, ama burada biraz farklı oldu. Vakit çok hızlı geçiyordu ancak dolu dolu geçmiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kararsız, plansız, üniversitenin yolunu tuttuk. Yine birkaç sunum dinleyip kampüs içindeki küçük bir çay bahçesinde oturup günün kalanını planlamaya karar verdik. Sonunda Van Kalesi'ne gitmeye karar verdik. Göle yakın yüksek bir kayalığa kurulmuş Kale, şehre tepeden bakıyordu. Gezmesi ise aslında biraz garipti. Minibüs yakınına kadar getiriyor ancak ondan sonra kendi başınızasınız. İnsanların açtığı dar bir patikadan çıkarken zaman zaman dik yamaçlar çıkmak, inmek zorunda kalabiliyorsunuz. Eğer başarır da çıkarsanız sizi çok güzel bir manzara bekliyor. Bir tarafta Van Gölü, aşağıda tarihi kalıntılarıyla eski şehir, bir tarafta ise yeni beton şehir.... Kaleyi kaslarınız elverdiği sürece dolaşabilirsiniz. Ne bir kısıtlama, ne bir bekçi var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 264px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/TGPynkqpFlI/AAAAAAAAAC8/RQRyKoznkN0/s400/Untitled-Scanned-18.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5504509931248227922" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Van Kalesi ve aşağıda İskele Caddesi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;Şehre dönüp baktığınızda; aşağıda dünyanın ikinci, Türkiye'nin birinci en uzun caddesi İskele Caddesi'ni görebilirsiniz. Şehrin içlerinden gelen cadde, Tatvan'la karşılıklı çalışan feribotların kalktığı iskeleye kadar ulaşıyor. Bu feribotlar ayrıca Haydarpaşa'dan kalkıp İran'a giden trenleri de Van Gölü boyunca taşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kale dönüşünde yine Adnan'ın ablasının evine gittik. Yemekten önce Adnan'ın eşi Hatice'yle de tanışma fırsatı bulduk. Orada olduğumuz haftanın sonunda Mesut'un düğünü vardı ve düğünde kadınlar ''Kürt elbisesi'' dedikleri kıyafeti giyiyorlardı. Hatice de kendi elbisesini düğünde giymesi için Esra'ya getirmişti. Geçen sene Hatice ile Adnan'ın düğününü göremediysek de yine bir düğüne rast gelmiştik. Ayrıca bu sayede dağlardaki köylerini de görme fırsatımız olacaktı. Perşembe akşamıydı. Düğün Cuma-Cumartesi-Pazar olmak üzere üç gündü. Aslında Cumartesi dönmek üzere plan yaptıysak da kalmamız için çok ısrar ediyorlardı. Hatta "Şöyle bir ay kalsanız" diyen bile vardı. Bir yanda kaçan dersler bir yanda belki hayatta bir daha göremeyeceğimiz Van düğünü seyretmek vardı. Kararsız, uyuduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/TGP9CwAkTfI/AAAAAAAAADE/YG7FDJ6h_iE/s1600/DSCF8355.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/TGP9CwAkTfI/AAAAAAAAADE/YG7FDJ6h_iE/s400/DSCF8355.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5504521393265724914" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Akdamar Adası ve Kilisesi&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;Van'a kadar gelip de Akdamar Adasını görmeden dönmek olmazdı. Gündüz ilk iş yola koyulduk. Adaya gitmek için küçük tekneler Gevaş yakınından kalkıyor. Gevaş ise Tatvan'a gidiş yolunda Van'ın ilçesi. İskeleye vardığımızda teknelere şaşırmamak mümkün değil. Sanki bir kamyonu parçalayıp birleştirerek tekne haline getirmişler. Motorun sesi size kesinlikle böyle hissettiriyor. Dümen yerine kullanılan bir Tofaş direksiyonu da şaşırtıyor. Büyük bir turist kafilesiyle aynı teknede kısa bir yolculukla Akdamar adasına varılıyor ve tekne sizi kıyıda bekliyor. Adada kiliseden başka sadece küçük bir çay bahçesi ve yine aynı yerde hediyelik eşyalar satılan küçük bir baraka var. Kilise eskiden daha yıkık dökük iken sonra yenilenmiş. Ayrıca nadiren içeride ayinler de yapılıyormuş. Adanın ve kilisenin adının ise bir hikayesi var:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br /&gt;"Burada yaşayan keşişlerden birinin Tamara adında çok güzel bir kızı, adanın yakın kıyılarındaki köylerden birinde de doğal yaşam süren yakışıklı bir delikanlı vardır. Günlerden bir gün yüzerken, adaya çıkmak yasak olduğu halde merakına yenilip adaya çıkan delikanlı Tamara'yı görür. Tamara da onu... Başlangıçta yaşanan tedirginlik yerini tatlı bir sohbete bırakır. Birbirini seven gençler Tamara'nın babasından korktukları için, delikanlı geceleri adaya yüzerek gelir, Tamara'nın yaktığı mumu görünce kıyıya çıkar. Keşişlerden biri bu durumu fark edince kızın babasına bildirir. Bir sonraki akşam fırtına çıkar. Tamara bu yüzden kıyıya gitmez. Babası ise bir mumla kıyıya meçhul ziyaretçiyi karşılamaya gider. Delikanlı dalgalara rağmen yüzerek muma doğru yaklaşır. Fakat kızın babası adanın kıyısında sürekli yürümektedir. Fırtınada yüzmekten yorulan delikanlı "Ah Tamara, ah Tamara!" diye diye boğulur. Gencin haykırışını duyan Tamara kıyıya koşar. Durumu anlayınca da kendini dalgalara atar. Ah Tamara zamanla Ahtamar, sonraları da Akdamar olarak adanın adı olur." *&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Van içinde hala sık sık "Ahtamar" adıyla karşılaşabilirsiniz. Ada dönüşü hemen iskelede restoran da mevcut ancak gayet turistlere yönelik olan bu yer oldukça pahalı. Bu yüzden ada yoluna çıkmadan önce karnınızı iyice doyurmanız iyi olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0); font-style: italic;"&gt;Akdamar Adası dönüşü bir de feribot iskelesini görelim dedik. Şehre döndüğümüzde, minibüsle İskele Caddesi'nin başladığı noktaya, yani gölün kıyısına ulaştık. Buraya vardığımızda güneş son demlerini yaşıyordu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0); font-style: italic;"&gt; Gün batımının kızıllığı gölün sakin sularına karışırken ve iskeleye paralel tren raylarının üzerinde parlarken büyülenmiştik.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 102, 0); font-style: italic;"&gt;Ege'nin de bahsettiği gibi bu raylar Tatvan'dan feribotla gelen trenleri karşılıyor. Bence aynı zamanda iskeleye görsellik de katıyor. İskelenin ucuna kadar gittiğimizde terkedilmiş hissi veren bir kahveye oturup çay içtikten sonra Adnan'la telefonda görüştük. Merkeze döndüğümüzde bizi alıp düğüne götüreceğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 267px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/TGgV5W32boI/AAAAAAAAADM/xCCl1FrN0Wg/s400/Untitled-Scanned-11.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5505674619596992130" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Düğünün birinci günü&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0); font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;O gün düğünün ilk günüydü. Karanlık, sessiz ve yeni yağmur yağdığı için çamurlanmış yollardan geçerek düğün evine gidiyorduk. Yaklaştıkça ışıklar çoğaldı ve müzik sesleri duyulmaya başladı. Evin avlusuna vardığımızda sıra sıra dizili sandalyelerde oturan yaşlıları gördük. Çocuklar etrafta koştururken erkekler halay çekiyor, kadınlar ise evin önünde ve içinde oturuyorlardı. Bizi büyük bir ilgi ve sevecenlikle karşıladılar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0); font-style: italic;"&gt;İlk gün damat için bir veda partisi niteliğinde, bu yüzden damatlığını daha giymemişti. Buna rağmen gerçek bir düğün havası vardı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0); font-style: italic;"&gt;Biz de bu anları fotoğraflayalım dedik. Biraz fotoğraf çektikten sonra eve davet edildik. İçeride yalnızca kadınlar vardı fakat erkeklerin girmesi de sorun yaratmıyordu. Kadınların çoğu Türkçe bilmediği için iletişimimize Adnan yardımcı oldu. Zaman zaman bizi süzüp aralarında Kürtçe yorumlar yapıyorlardı daha sonra da özür dileyip açıklamada bulunuyorlardı. Kürtçe konuşmalarından rahatsız olacağımızı düşündükleri için diken üstünde gibiydiler başlarda ama bizim için yalnızca ana dillerinde muhabbet ediyorlardı. Zaten Van'ın yaşlı kadınlarının hemen hemen hiçbiri Türkçe bilmezmiş. Herşeye rağmen sessizlikte bile anlaşabildiğimiz anlar oldu. Benim için çok özeldiler. Aynı dili konuşmayan insanların birbirine bu kadar yakın hissettiği an azdır. Kürt ve Türk kaynaşması bahsettiğim. Çocuklara gelince... Onlar da çok meraklıydılar. Oturduğumuz odanın kapısını aralayıp içeri bakıyorlar sonra gülüşerek kaçışıyorlardı. Çaylarımızı içtikten sonra sessizliğin hakim olduğu bir anda camdan dışarı bakınca halay çekenleri görüp heveslendim. Genç bir kız bana eşlik etti. Üç ayak oyunu başta biraz zorladıysa da tam kendimi kaptırmışken eve girmemi söylediler. O kadar erkeğin içinde çok durmam iyi değilmiş. Egecanım rahat rahat vakit geçirirken ben bir adım dahi atacak olsam hep bir ağızdan ''nereye?!'' diye soruluyordu heyecanla. Önümüzdeki günleri nasıl geçireceğimin habercisiydi bunlar.  Üç gün süren düğünün üçünde de fazlasıyla korunup esirgendim :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/TQSb0xphiaI/AAAAAAAAAD4/ifQ865Qsk6U/s1600/Untitled-Scanned-26.jpeg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 264px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/TQSb0xphiaI/AAAAAAAAAD4/ifQ865Qsk6U/s400/Untitled-Scanned-26.jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5549731971810298274" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Düğünün birinci günü, damadın evi iç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0); font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;İlk günün sonunda Adnan'ın amcası bizi misafir etti. Çok acıktığımızı düşünerek bize sofra hazırladılar. Sofrada otlu peynir, yoğurt, pide ve çay vardı. Bu sofra bizim için klasikleşmişti artık. Ben ilk yediğimde peynirlerini çok beğenmeme rağmen zamanla yiyemez olmuştum. Egecanım da aksine hala severek yiyordu.  Yemekten sonra yer yatakları hazırlandı ve herkes odasına çekildi. Ertesi gün daha önemliydi çünkü köye, gelinin yanına gidecektik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Gezimizin köyde geçirdiğimiz kısmı şehirdekine göre çok kısa olmasına rağmen bize daha çok anı bıraktı. Düğünün ikinci gününde öğlen civarı gelini köyden getirecek grup toplandı ve bir minibüs kadınlar, bir minibüs erkekler olmak üzere şehirden gayet uzak olan Koçgüden köyüne doğru yola çıktık. İlk gün insanlar giyime çok önem vermezken ikinci gün çoğu insan düğün havasına giriyor, kadınlar "Kürt Elbise" dedikleri kıyafeti giyiyor, çocuklar ne bulursa takıyor. Esra da ortama uyum sağlayıp Hatice'nin verdiği elbiseyi giydi :~)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun ve bozuk yollardan birkaç köy geçip sonunda Koçgüden Köyüne vardık. İşte o meşhur "köyden kente göç" sözünde adı geçen köy burası olmalıydı! Denizden yaklaşık iki bin metre yüksekte, nereye baksanız kuru dağ; altmış kadar taş ev. Hani cep telefonu operatörleri yüzde doksan dokuz nokta dokuz kapsama alanı diyorlar, işte burası kalan binde bire dahil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köye geldiğimizde önce Adnan'ın babasının evine götürüldük. Yine çay ikram edildiyse de bizim aklımızda düğün vardı. Bu sırada yine Taksim'den tanıdığımız Adnan'ın çocukluk arkadaşı Barış, otlattığı koyunları getirdi. Biz de koyunların arasına daldık. Özellikle Esra uzun uzun kovaladı yavruları :~) Koyunlar burada önemli bir geçim kaynağı. Köyde başta otlu peynir olmak üzere bolca süt ürünü hazırlanıp tüketiliyor. Peynir, yoğurt hep bu koyunların verdiği süt ile yapılıyor. Bölgenin dağlık olmasından mıdır bilmiyorum, büyükbaş hayvan yetiştirildiğini görmedik. Aynı zamanda ekilip biçilen tarlalar da yok. Tek geçim kaynağı olarak hayvancılık yeterli olmadığından köyün erkekleri ya büyük şehirlere gidip çeşitli işlerde düşük maaşla çalışarak ya da Van merkezinde yine yorucu ve düşük maaşlı işlerde ter dökerek ailesini doyuruyor. Adnan, Barış, Bülent ve diğer Vanlılarla tanışmamız da bu sayede olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu'nun en doğusunda olduğumuzdan hava bize göre erken kararıyordu ve Mayıs'a rağmen dondurucu bir soğuk yaklaşıyordu. Neyse ki tedarikli gelmiştik; botlarımızı giyip düğün alanına gittik. Bu sefer gelinin evi önünde halaylar çekiliyordu. Gelin diğer kadınlarla birlikte içerideydi, erkekler dışarıda. Esra yine içeri girmek zorunda kaldı, ben de dışarda kaldım. Burada da ilgi odağı olmamız kaçınılmazdı. Üç lamba altında, bir bağlama bir org eşliğinde insanlar bazen coşuyor bazen sakinliyordu. Karların hala kalkmadığı dağların çevrelediği köyün küçük bir evinin önünde yine evin kapladığı alan kadar bir bahçede yapılıyordu düğünün bu kısmı. Bir - iki kez elektrikler gidip geldikten sonra yağmur bastırdı ve eğlenceye ara verildi. Barışın evine geçerken zaten çamurlu olan yollar yağmurun da etkisiyle balçık haline dönüşmüştü. Yağmur dindiği gibi düğüne koştuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/TQS1cy8QsxI/AAAAAAAAAEA/uIbDL3pLzKg/s1600/Untitled-Scanned-07.jpeg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 286px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/TQS1cy8QsxI/AAAAAAAAAEA/uIbDL3pLzKg/s400/Untitled-Scanned-07.jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5549760147142783762" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0); font-style: italic;"&gt;O soğuğa aldırmadan dışarda halay çeken erkeklerin aksine kadınla&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0); font-style: italic;"&gt;r evde gelinle birlikte oturuyordu. Ben de ortama uyum sağlayıp Kürt elbisesiyle minderlerden birine yerleşmiştim. Karşımda oturan bir kadınla Adnan'ın eşi Hatice'nin kafa kafaya verip konuştuklarını gördüm. Kadın beni 13-14 yaşlarında zannetmiş ve ailem beni 'İstanbul'dan taa buralara tek başına' yolladığı için çok kızmış, 21 olduğumu duyunca da çok şaşırmış. Birbirimizi anlamadan sürekli bakışıp gülüşmeye başladık. Biraz sonra düğün yemeği olan kuru fasülyeyle pilav dağıtıldı. Yemeklerimizi yedikten sonra kına faslına geçtik. Oturma odasının tam ortasına bir sandalye yerleştirildi ve gelin başında kırmızı bir tülle sandalyeye oturdu. Etrafta kameramandan başka erkek yoktu. Dışarıdaki müzik kesildi. Biraz sonra içeriye mumlarla ve kına tepsisiyle genç kızlar girdi. Mum ışığında gelinin ve etrafını çevreleyen genç kızlarla kadınların silutinden fazlası seçilemiyordu. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0); font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Gelini ağlatmak için, yanık sesle söylenen şarkılar eşliğinde eline kına yakıldı.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0); font-style: italic;"&gt; Daha sonra ışıklar açıldı. Bir kadın dışarıdakilere kınanın yakıldığını haber verdi ve tekrar halay başladı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;Hava kararmış, soğuk insanın iliklerine işler olmuştu. Mayıs'ta olduğumuza inanmak zordu. Bülent ve Barış'ın ısrarlarıyla halaya katıldım. Çok basit olan üç ayak oyunu sürekli oynanıyordu. Arada bir kalabalık halaydan bir grup genç sıyrılıp daha hızlı ve etkileyici farklı oyunlar oynuyor sonra yine üç ayak devam ediyordu. Soğuğa fazla dayanamadık, ilk geldiğimiz eve döndük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz üşümeyelim diye soba yakıldı, tekrardan çay demlendi. Bu soğukta, karanlıkta dışarıdaki tuvalete gidemeyeceğimi bildiğimizden isteksizce yudumladık çaylarımızı. Bu sırada Adnan'ın babası bizi oracıkta evlendirmeye karar verdi! Yaptığı teklifleri sonradan kime anlattıysak "keşke kabul etseydiniz" dedi. Çat pat bildiği Türkçeyle konuşuyor, yer yer anadiline dönüyor, oğlu Bülent çeviriyordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"Burada altmış ev var, ev başına bir koyun. Tanesi 900-1200 lira eder. Eviniz de benden. İster Van'dan ister köyden."&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Esra'nın "Ailelerimiz ne der?" demesi üzerine onlar da düğün davetlisi oluverdiler. İşte bu sıralarda biz üç-dört bardak çay içtikten sonra öğrendik ki bardağı yan koymadığın sürece çayını tazelerlermiş. O havada dışarıya tuvalete gittikten sonra bir daha unutmam herhalde. Uyumak için Barış'ın evine döndük. Sabah erken kalkılacak ve gelinle birlikte şehre inilecekti. Kalın yer yatakları serildi ve herkes uykuya daldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/TN2v_VV80lI/AAAAAAAAADc/R2-Se37VLBM/s1600/Untitled-Scanned-23.jpeg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 265px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/TN2v_VV80lI/AAAAAAAAADc/R2-Se37VLBM/s400/Untitled-Scanned-23.jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5538776619331408466" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Soldan sağa: Adnan'ın kardeşi Bülent, anneleri ve babaları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;Sabah sözleşildiği gibi erkenden kalkıldı. Gelin, kadınların Kürtçe şarkıları eşliğinde evden çıkarıldı ve düğün arabasına bindirildi. Van yolu tutuldu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolda bir dağ tepesinde çorak arazide giderken birden bütün araçlar durdu. İnsanlar minibüslerden arabalardan inip sağa sola dağıldılar. Kısa süre sonra asfaltın kenarında, bir tabela bile bulunmayan yerde insanlar halaya başlayınca şaşırıp kaldık. Durmamızın bir sebebi olduğunu, halayın ise vakit geçirmek için olduğunu düşünsek de ortalıkta birşey yoktu. Sonra aynı durduğumuz gibi sebepsiz yola devam ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğlene yakın damatın evinin önüne geldik. Asıl düğün günü gelmişti. Mesut damat tıraşını olmuş, takım elbisesini giymişti. Adnan da bir o kadar şıktı. Ortalık cıvıl cıvıldı. Kenarda çay demlenmiş, herkese veriliyordu. Gelin ve damat için kavuşma vakti, bizim için ise ayrılık vakti gelmişti. Biletlerimizi öğlene almıştık, ne yazık ki düğünün son gününü göremeyecektik. Zaten geziyi uzatmamızla paralar suyunu çekmişti. Vedalaşmalardan sonra otobüs yolunu tuttuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0); font-style: italic;font-size:85%;" &gt;G. Esra Venedik&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ege Sertçetin&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0); font-style: italic;font-size:85%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0); font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;* Atlas Dergisi, Ağustos 1993, Ahmet Özyurt&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FOTOĞRAFLAR İÇİN:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ege: http://unidentifiness.deviantart.com/gallery/25348653&lt;br /&gt;Esra: http://venedik.deviantart.com/gallery/25372815&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5650989259299587937-7526821398260997464?l=gezentiren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezentiren.blogspot.com/feeds/7526821398260997464/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezentiren.blogspot.com/2010/12/daglarn-kysnda-van.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5650989259299587937/posts/default/7526821398260997464'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5650989259299587937/posts/default/7526821398260997464'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezentiren.blogspot.com/2010/12/daglarn-kysnda-van.html' title='Dağların Kıyısında: Van'/><author><name>Ege Sertçetin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15563163917123580266</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/TGJm_9kwufI/AAAAAAAAACM/CCrLjDgdRKE/S220/Untitled-Scanned-45.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/TGFKinAfw5I/AAAAAAAAACE/4t8ZzLc2yFk/s72-c/57630020.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5650989259299587937.post-4609212072811621997</id><published>2010-01-23T18:02:00.003+02:00</published><updated>2010-03-09T00:07:18.589+02:00</updated><title type='text'>Trakya Keşfi</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 51, 0);"&gt;Ocak'ın 23'ü, cumartesi. Sirkeciden 15.50'de Edirne'ye gitmek üzere kalkan trendeyiz. Bu seferki planımız Trakya'yı gezmek, daha önce görmediğimiz yönlerini fotoğraflamak ve sizlerle paylaşmak.&lt;br /&gt;Edirne'ye vardığımızda arkadaşım Ayşe bizi karşılayacak ve bir süre evinde misafir edecek. Umarım gezimiz Edirne merkeziyle sınırlı kalmaz, çünkü kara ve fırtınaya aldırış etmeden düştük yollara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Geziye çıkmadan önceki heyecanımız tam anlamıyla eve tıkılıp kaldı. Belki haberlerde görmüşsünüzdür, Trakya'da tam bizim gittiğimiz sırada dondurucu soğuklar vardı. Giderken şehir merkeziyle sınırlı kalmayalım diyorduk, onu bile göremedik. 10 gün kadar evde tıkılıp kaldıktan sonra baharda yine gitmek umuduyla İstanbul'a döndük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 51, 0);"&gt;G. Esra Venedik&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Ege Sertçetin&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5650989259299587937-4609212072811621997?l=gezentiren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezentiren.blogspot.com/feeds/4609212072811621997/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezentiren.blogspot.com/2010/01/trakya-kesfi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5650989259299587937/posts/default/4609212072811621997'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5650989259299587937/posts/default/4609212072811621997'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezentiren.blogspot.com/2010/01/trakya-kesfi.html' title='Trakya Keşfi'/><author><name>Esra Venedik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07916542031015815847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5650989259299587937.post-4601091375943528204</id><published>2009-10-10T12:49:00.015+03:00</published><updated>2010-01-05T16:38:42.444+02:00</updated><title type='text'>Güneydoğu Turumuz</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yine vaktin ve paranın buluştuğu küçük bir zaman diliminde çok keyifli bir gezi yaptık. Bu sefer rotamız Güney ve Güneydoğu'ya çevrilmişti. Yaklaşık on gün içinde Hatay, Mardin, Midyat ve Hasankeyf'i gezme fırsatı bulduk. Şimdiye kadar yaptığımız en farklı, en uzun ve en değişik geziydi desek yalan olmaz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim stajım yeni bitmişti. Okulum başlayana kadar üç haftalık boşluğum vardı. Esra'nın ise sadece bir hafta. Okulunun ilk haftasını feda ederek uzun zamandır planladığımız bu geziyi yapmakta kararlıydık. Salı günü Esra'nın ders kayıtları vardı ve hemen o gece yola çıkmayı planlıyorduk. Zor da olsa Adana'ya kadar tren biletlerimizi edindik ve 8 Eylül gecesi saat 23.50'de trenimiz Haydarpaşa'dan hareket etti. Tahminen yirmi saat sonra Adana Garı'na varacaktı trenimiz. Oradan da Hatay'a geçecektik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sefer gezi sırasında notlar almayı kararlaştırdık. Bunları ara ara olduğu gibi aktaracağız :-)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolculuk, koltuklarda olduğumuzdan oldukça yorucu geçti. Daha sabahın erken saatlerinde Esra yakınmaya başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 51, 0);"&gt;"Kütahya Garı... Dönüşümlü olarak birbirimizin dizine yatıyoruz. Her yerim ağrıdı, sanırım ölüyorum..."  Esra, 07:00 9/9/09&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha yolda fotoğraf çekmeye başladık. Bu sırada daha gezinin başında makinem beni biraz üzdü. Vizördeki ekran bozuldu. Gezinin kalanında bütün fotoğraflarımı otomatik çekmek zorunda kalacaktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Torosları da geçtikten sonra Adana'ya geldik. Güneş batmıştı. Hava neredeyse kararmıştı. Yorgunluktan ölüyorduk. Ama Adana'da harcayacak vaktimiz yoktu, geç olmadan Hataya geçmeliydik. Dayanamayıp bir pasta yedik ve Hatay yolunu tuttuk. Bir büyük minibüse bindik önünde Hatay yazan. İyice gittikten sonra anladık ki ancak İskenderun'a kadar gidiyormuş. Bizi bir yerde indirdi muavin ve buradan geçer Hatay arabası dedi. Bizle birlikte bir İskoçyalı da indirdi. Biraz konuştuk, Hataya gidip oradan da Halep'e geçeceğini söyledi. Trenlerden dert yandı. O da bizle aynı trenle gelmişti. Uzun bir bekleyişten sonra bir otobüs bulduk ve Hataya ulaştık. Bir otele yerleştik ve derin bir uykuya daldık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün yorgunluğumuzu tam atamamıştık. Kahvaltıdan sonra da dinlenmeye devam ettik. Ancak öğleyi geçtikten sonra gezmeye başlayabildik. Hataya yaklaşık bir buçuk sene önce gelmiştim okulumun fotoğraf kulübüyle ve çok beğenmiştim, bu sefer Esra çok istiyordu, ben de bir daha görmekten sıkılmayacağıma emindim. Öyle de oldu. Keyifli geçti günlerimiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antakya'nın eski evlerinin olduğu yere daldık. İlk başta çekindiysek de sonra birkaç çocuk gördük, onları fotoğraflarken yaşlı bir teyze gelin kahve için diye çok ısrar edince içeri girip oturduk. Biraz sohbet ettik. Etrafta en az dört-beş çocuk vardı. Onlarla da eğlendik bol bol. Günün kalanında o kadar çok çocukla karşılaştık ki, onları çok sevmemize, çok tatlı olmalarına rağmen artık sıkıldık. Gezimizin geri kalan günlerinin de böyle geçeceğinden habersizdik. Sokaklar oyunlar oynayan, koşan, gezen çocuklarla doluydu. Fotoğraflarının çekilmelerine de çok meraklılardı. Bütün gün tek bir çocuğu çekmeye kalksak herhalde sıkılmazdı :-)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehirde her dinden insan vardı. Ancak bunları ayırt etmek pek mümkün olmuyor. İnsanlar o kadar iç içe yaşıyorlar ki. Ayrıca halkın yarısından çoğu Arapça konuşuyor. Çoğu Türkçe de biliyor ancak anadilleri olarak Arapça'yı benimsemişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğunluk Müslüman olacak ki namaz vakitlerinde camiler taşıyor, iftar vakitlerinde sokaklarda in cin top oynuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanları genelde çok misafirperverdi. Birçok kez iftar daveti aldık. Kalmaya çağıranlar da çok oldu ama şehre geç vardığımız için otelimizi ayarlamıştık. Akşama kadar bazen daracık bazen geniş sokaklarda gezip durduk. Bir ara tepelerde bir evin dışında bir kadının tandırda bir şeyler yaptığını görüp yaklaştım yanına. Biberli ekmek yapıyormuş. Bir tane de bize verdi. Esra'yla bir yandan acıdan gözlerimiz yaşarırken bir yandan yeyip bitirdik, o kadar güzel bir tadı vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 51, 0);"&gt;"Dün sokak aralarına daldık öylesine. Şehir merkezinden bir-iki sokak arkaya gittiğimizde bambaşka bir manzara vardı. Nur Dağları'nın eteklerindeki bu antik kentte birçok din ve farklı ırk bir arada barınıyor. Fakat mükemmel bir ahenk içindeler." Esra, 11/9/09 11:05&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İ&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/SyTYtlRxf4I/AAAAAAAAAB8/Ti-qWD53IFk/s1600-h/DSCF4886.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/SyTYtlRxf4I/AAAAAAAAAB8/Ti-qWD53IFk/s320/DSCF4886.JPG" alt="Antakya merkezindeki Uzun Çarşı" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5414690929618550658" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;meta equiv="CONTENT-TYPE" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;title&gt;&lt;/title&gt;&lt;meta name="GENERATOR" content="OpenOffice.org 3.1  (Win32)"&gt;&lt;style type="text/css"&gt; 	&lt;!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } 	--&gt;&lt;/style&gt;kinci günümüzün sabahında, otelin zengin kahvaltısından sonra, Mardin biletlerimizi aldık ve ardından şehrin merkezinde bulunan Uzun Çarşı'ya gittik. Birçok esnafın buluştuğu büyük, cıvıl cıvıl bir çarşı. Dükkan sahiplerini ve müşterilerini biraz fotoğrafladıktan sonra küçük binalar arasında sıkışmış bir caminin önünde oturduk. İbadet için gelenlerle dolup taşmıştı burası. Hatta bir kısmı sığmamış ve cami önündeki yeşilliklerde namaza başlamıştı. Esra onları fotoğraflarken ben de acıkmış karnımı doyurmak istedim. Hemen yakından acılı bir dürüm aldım. Öyle acıydı ki bir ayran yetmedi. Keyifli gelmişti burası, yemeği yedikten sonra biraz daha oturduk. Sonra yine dar sokaklara girdik... Bu sefer öncekiler kadar güzel gelmemişti sokaklar. Bunun sebebi bize dikilmiş gözlerdi. Önceki günküler gibi meraklı veya davetkar bakışlar değildiler. Farklı bir taraftan girdiğimizi anladık mahalleye. Pek bir kimseyle konuşamadık ne yazık ki.    &lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Hatay'da son günümüzdü, Harbiye'yi de görmek istiyorduk ama  gitmeden önce Saint Pierre Kilisesi'ne de uğramaya karar verdik. Hristiyanlığın ilk kiliselerinden biri olan bu büyük kiliseye kavurucu sıcağın altında,  uzun (ya da uzun gibi gelen) bir yolculuktan sonra vardık. Ancak o kadar çile boşa gitti; 8 liralık giriş ücreti yüzünden elimiz boş döndük. Neyse ki hemen yakınından Harbiye minibüsleri geçiyormuş. Orada vakit kaybetmeden Harbiye'ye yol aldık.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Yeşillikler içinden suların aktığı Harbiye'de bir çok şelale var. Şelalelerin oluşturduğu sığ göllerin içine restoranlar kurulmuş. Öğrenci bütçesine göre pek makul olmasa da keyifli bir yemek garantisi verebilirim. Küçük gölcüklerin içine konmuş masalardan birine oturup karnımızı doyurduk, üstüne de Antakya'nın meşhur tatlısı künefeden yedik. Bize çok da hitap etmiyor ama denemekte fayda var. Yazın o sıcağında ayaklarımızı ıslatan soğuk sulardan ayrılmak istemesek de vaktimiz kısıtlıydı; dönüşe geçtik.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;Antakya'ya vardığımızda kısa süre daha gezdik. Bu sırada top oynayan çocukları görünce dayanamadım ben de daldım aralarına. Esra dikilmekten sıkılana kadar oynadıktan sonra otelimize dönüp eşyalarımızı aldık ve otogara yollandık. Akşam 8'de kalkan otobüsümüze binip Mardin yolunu tuttuk. Bir Midyat firmasıyla gittiğimiz için otobüste Mardin dergileri vardı, bu sayede gitmeden önce biraz bilgilenmiş olduk. Belki birçok kişi eski, ucuz otobüslerle seyahat edildiğini düşünebilir ancak hiç de öyle değil. Son derece temiz ve konforlu bir yolculuk yaptık. Tabi buna göre de bir fiyatı var. Haydarpaşa'dan Adana'ya trenle 33 liraya gelinirken Antakya'dan Mardin'e otobüsle 40 liraya gidilebiliyor. Gece İstanbul'da karanlık denilen yollara aydınlık dedirtecek kadar ışıksız yollarda ilerliyorduk. Yıldızları seyretmenin keyfini yaşayabiliyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 51, 0);"&gt;"Mardin'e iki-üç saat kala dümdüz asfalt bir yola girdik. Viranşehir'i geçtikten sonra iyice ıssızlaşmıştı. Her yer kapkaranlıktı. Geniş ve uçsuz bucaksız düzlüklerin üzerinde uzaktaki birkaç ışıktan başka hiçbir şey seçilmiyordu. Bu ışıklar da büyük ihtimal uzaktaki köylere aitti. Saatlerce bu yold&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 51, 0);"&gt;a monoton bir şekilde ilerledikten sonra bir reklam tabelası gördüm. Ardından da Mardin'e geldiğimizi duydum."&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 51, 0);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 51, 0);"&gt;Esra, 12/9/09 20:05&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah 5 civarı&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_xRB_PeKBinQ/S0B6hKcNhYI/AAAAAAAAAJc/tiDwk4c4SoM/s1600-h/DSCF5316.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 221px; height: 286px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_xRB_PeKBinQ/S0B6hKcNhYI/AAAAAAAAAJc/tiDwk4c4SoM/s320/DSCF5316.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5422468661511030146" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;nda Mardin'e ilk adımlarımızı atmıştık. İlk işimiz bir otel bulup güzelce dinlenmekti. Ancak bu tahminimiz kadar kolay olmadı; askerlerin yemin töreni olduğundan bütün oteller doluydu. Ancak 6 gibi oldukça yüksek fiyatlı "Erdoba Evleri" denilen yere yerleştik. Her tarafı eski Mardin evleri gibi olsa da bütçemizi sarsacağı ve yolculuğumuzun kalanını etkileyeceği kesindi. Hemen yattık ve derin bir uykudan sonra öğlen civarında kalkıp postane binasının karşısındaki çay bahçelerinden birine oturduk. Alabildiğine geniş bir manzarası vardı. Tabi sulak şehirlerde yaşayanlar için susuz bir manzara düşünülemez ancak burası bu tabuyu yıkacak derecedeydi. Havanın elverdiği kadar uzun bir düzlük görebiliyorduk. Birkaç küçük köy aralara serpiştirilmiş gibiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mardin'in merkezi Türkiye'deki birçok tarihi kente göre gözle görülür şekilde daha düzenli. Tarihi evlerin-binaların olduğu yer Eskişehir olarak adlandırılıyor ve yeni apartmanlar daha aşağıda kalan Yenişehir'e yapılıyor. Eskişehir bir tepenin üstüne kurulmuş. Zirvesinde de bir kalesi var. Eskişehir'in tam merkezinden 1. cadde adı verilen uzunca bir yol geçiyor. Kenarlarında bol miktarda kuyumcu, çay bahçeleri-kahvehaneler ve diğer esnaflar var. Büyük postane binası da yine bu cadde üzerinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 51, 0); font-style: italic;"&gt;Doğu'yu ve Doğu kültürünü konu alan dizilerin patlama yaşadığı dönemlerde buradaki bir çok  evin ve binanın kullanıldığını, dikkat edince, anlıyorsunuz. Postane binası da buna dahil... Hatırladığım kadarıyla 'Sıla' adlı diziye set olmuş. Zaten etraftaki çocuklar böyle yerleri gururla, her fırsatta belirtiyor :)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;meta equiv="CONTENT-TYPE" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;title&gt;&lt;/title&gt;&lt;meta name="GENERATOR" content="OpenOffice.org 3.1  (Win32)"&gt;&lt;style type="text/css"&gt; 	&lt;!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm &lt;/style&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 51, 0);font-size:100%;" &gt;İlk gezdiğimiz yerlerden biriydi postane, sonra postanenin hemen yanındaki sokağa daldık. Bizi karşılayanlar çocuklar oldu. Damda oynayan iki küçük, önce bize laf atıp saklandı daha sonra eğlenceli pozlar vermeye başladı. Bunlar Güneydoğu gezimizde aşina olduğumuz davranışlardı. Çocuklar, turistler tarafından fotoğraflarının çekilmesinden büyük keyif alıyor. Bazıları televizyona veya gazeteye çıkacağını düşünüp heveslenirken, bazıları kaçıp saklanmayı seçiyor. Hatta bir tanesi saklanırken fotoğrafını çekersek babasının ona kızacağını söylemişti :)&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 51, 0);font-family:georgia;" &gt; Keşfe öğle sıcağında çıktığımızdan etrafta pek insan göremedik. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 102, 0);font-family:georgia;" &gt;&lt;span style="color: rgb(0, 51, 0);"&gt;Etrafta kimse olmasa da yalnızca mimarisi için bile gidilmeye değer bu şehir. Bol merdivenli, yokuşlu, birbiriyle neredeyse iç-içe geçmiş küçük evlerden oluşuyor Mardin. Daha önce gezdiğimiz bir çok yer için de bu betimlemeyi yapmışızdır; fakat Mardin'in kendine has güzellikleri de var. Bir kere, evlerin yapımında kullanılan taşlar çok özelmiş. Koca koca dikdörtgen ve bembeyaz taşlarla yapılmış bu evler yıllar geçtikçe kendiliğinden sarı bir renk alırmış. Bizim bugün gördüğümüz tarihi Mardin evleri zamanında bembeyazmış meğer. Hatta tarihi dokuyu bozmamak için bu taşlarla inşa edilmiş yeni binalar renkleriyle diğerleri yanında kolaylıkla kendini ele veriyor&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 51, 0);"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokak aralarında dolaşırken rastladığımız insanlardan birkaçı bize yakın civardaki bir camiyi görmemizi tavsiye etti. Biz de kısa bir yürüyüşten sonra evlerin arasında kamufle olmuş taş camiye vardık. Hemen yanımızda bir çocuk bitti ve "anlatayım mı abi?" dedi. Biz bir şey söyleyemeden caminin tarihini anlatmaya başladı. İçeride Hz. Muhammed'in ayak izinin bir kopyası varmış. Tabi ne kadar gerçektir bilinmez. Buradaki çoğu çocuk tarihi yerler etrafında dolanıp üç-beş kuruş için insanlara mekanların geçmişlerini anlatıyorlar. Kısa bir süre sonra tekrar ana caddeye çıktık. Caddenin kenarına aracını park edip içinde uyuyakalmış olan taksicinin fotoğrafını çekmek istedik ve kendisine yakalanınca bir hayli azar işittik. Bu olaydan sonra bir süre elim makineye gitmedi. Eski evlerin arasında bir kapının önünde oturup dinlenirken kadınlardan ve çocuklardan oluşan bir grupla tanıştık. Birçok kişi gibi onlar da bizi sıcak kanlılıkla karşıladılar. Biraz muhabbet ettikten sonra iftar daveti de aldık :-) Biraz muhabbet ettikten sonra gezimize devam ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ara sokaklardan birinde top oynayan çocukları görünce yine dayanamayıp daldım aralarına. Uzunca bir süre sıcağın altında terler içinde oynadık. Doğrusunu söylemek gerekirse Antakya'daki çocuklara göre çok daha iyi oynuyorlardı :-) Devamında yine çocukları fotoğraflayarak dolaşırken birkaç davet daha aldık, iki çocuğun kavgalarına şahit olduk ve yorgun argın dönüşe geçtik. Yukarılara, 1. Cadde'ye doğru çıkarken kendimizi bir çarşının içinde bulduk. Yorgun olduğumuzdan pek ilgilenemedik. Karnımız da zil çalıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Postanenin hemen yanında küçük bir yere girdik. Karnımızı iyice doyurduktan sonra karşıdaki güzel manzaralı çay bahçesine geçtik, karanlığa doğru nargilemizi tüttürdük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Devam edecek...&lt;/span&gt;&lt;span id="newNode_1550346" style="opacity: 1;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5650989259299587937-4601091375943528204?l=gezentiren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezentiren.blogspot.com/feeds/4601091375943528204/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezentiren.blogspot.com/2009/10/guneydogu-turumuz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5650989259299587937/posts/default/4601091375943528204'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5650989259299587937/posts/default/4601091375943528204'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezentiren.blogspot.com/2009/10/guneydogu-turumuz.html' title='Güneydoğu Turumuz'/><author><name>Ege Sertçetin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15563163917123580266</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/TGJm_9kwufI/AAAAAAAAACM/CCrLjDgdRKE/S220/Untitled-Scanned-45.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/SyTYtlRxf4I/AAAAAAAAAB8/Ti-qWD53IFk/s72-c/DSCF4886.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5650989259299587937.post-433514127900255257</id><published>2009-08-26T12:54:00.004+03:00</published><updated>2010-11-16T00:46:11.816+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vapur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Barış Manço Vapuru'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İftar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Heybeliada'/><title type='text'>Kısacık Heybeliada</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;Yine hayatın monotonluğundan sıkıldığımız bir hafta sonu Heybeliada'yı ziyaret edelim dedik. Büyükada ve Burgazada'ya defalarca gitmiştik. Hatta bir dönem neredeyse her haftasonu Burgazada'ya şekerpare yemeye gider olmuştuk :-) Fakat Heybeliada'yı daha önce hiç gezmemiştik. &lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;Saat 16:45'te Barış Manço vapuruyla Kabataş iskelesinden yola çıktık. Yaklaşık bir saat sonra adaya varmıştık. Yaza ve hafta sonuna rağmen ada da vapur da kalabalık değildi. Ramazan ayından olsagerek... Zaten keyfi de böyle çıkıyor. Vapurdan indikten sonra bir süre dolaştık. Daha önce gördüğümüz diğer iki adaya göre daha sakin, kendi halindeydi. Dolaşarak tepedeki bir piknik alanına kadar çıktık. Çamların altında sessiz sakin oturup kısa süre kitap okuduk. Dinlendirici bir yer olduğu söylenebilir. Çarşısına dönerken gördüğümüz evler ağzımızı açık bıraktı :-) 1862'de ve 1870'te yapılmış iki ev gördük ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İftar vakti yaklaşmıştı, Esram oruçluydu. Ev yemekleri yapan bir yere oturduk (keşke ismini hatırlasak). Biraz geç de olsa yemeklerimiz geldi. İkimiz de o günün menüsündeki İzmir Köfte'den istemiştik ne olduğunu tam anlamadan. Pişman da olmadık. O kadar güzeldi ki hemen bitiriverdik. Birer de çay içip oradan kalktık. Tekrar kısa bir yürüyüşten sonra gezimizi noktaladık. Vapur sefası da ayrı tabi...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;Ege Sertçetin&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5650989259299587937-433514127900255257?l=gezentiren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezentiren.blogspot.com/feeds/433514127900255257/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezentiren.blogspot.com/2009/08/ksack-heybeliada.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5650989259299587937/posts/default/433514127900255257'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5650989259299587937/posts/default/433514127900255257'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezentiren.blogspot.com/2009/08/ksack-heybeliada.html' title='Kısacık Heybeliada'/><author><name>Ege Sertçetin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15563163917123580266</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='22' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/TGJm_9kwufI/AAAAAAAAACM/CCrLjDgdRKE/S220/Untitled-Scanned-45.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5650989259299587937.post-4162340803660595991</id><published>2009-08-08T22:15:00.015+03:00</published><updated>2009-08-26T14:37:24.014+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eskişehir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anadolu üniversitesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ankara'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fatih ekspresi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tren'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='odunpazarı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='beypazarı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tcdd'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anadolu ekspresi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='lunapark'/><title type='text'>Eskişehir Kaçamağı</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#CCCCCC;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;" class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Sınavdı, dersti, işti derken bir bakmışız ki çok yorulmuşuz. Yorucu, koşuşturmacalı, sıkıcı kı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;" class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/Sn6LcAzp97I/AAAAAAAAAAw/IFjUNbQCowg/s400/01+-+Eski%C5%9Fehir+Gar+Sabah.jpeg" style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; width: 150px; float: right; height: 200px; cursor: pointer;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5367881119241467826" alt="Eskişehir Gar. Sabah 7 civarı." border="0" /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;" class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;" class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; aylarını geride bırakırken yaza çok da umut bağlayamamışız. Egemin yaz okulu, stajı; benim gerilimlerim, bunalımlarım, yorgunluğum... Bunun yanında dizginleyemediğimiz kaçıp gitme isteğimiz; gezip görme aşkımız... Tüm bunlar tetikledi belki bu küçük hafta sonu gezimizi. Ne zamanımız vardı doğru düzgün ne de paramız. Yalnızca bir &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;" class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;hafta sonumuz... Takvim 31 Temmuz'u gösterirken atladık trene&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;" class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Sabah saat 4'ü geçerken Fatih Ekspresi Eskişehir Garına ulaştı. Trenden inmemizle üşümeye başladık ve Eskişehir'in bomboş sokaklarında uzun uzun dolaştık titreye titreye. Eskişehir merkezinde ilk dikkatimizi çekenler; çok düzenli oluşu, hiçbir ev veya iş yerinde kepenk - parmaklık olmayışı ve insanın kendini gecenin o saatinde bile güvende hissetmesiydi. Baktık yürüyerek ısınmak mümkün değil, gara geri döndük koltuklarda biraz uyuma umudu ile. Kısa süre yattıysak da uyuyamadık. Karnımız acıkınca en azından bir tost falan bulma düşüncesiyle etrafa baktım. Simitçiyi gözüme kestirdim. Sımsıcak birer simit yedik. Saat 7'yi bulmuştu. Artık gezme ve keşfetme vakti idi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/Sn7gAuJrzpI/AAAAAAAAABA/q2oR7pcyMyk/s1600-h/02+-+Hunise+Teyze.jpeg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; text-align: left; width: 150px; float: left; height: 200px; cursor: pointer;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5367974108865482386" alt="Hunise Teyze" src="http://2.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/Sn7gAuJrzpI/AAAAAAAAABA/q2oR7pcyMyk/s200/02+-+Hunise+Teyze.jpeg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Yaklaşık bir sene önce Odunpazarı isimli yerden ilk defa haberim olmuştu. Ankara - İstanbul trenlerinde gezen Rail Life isimli dergide bu yerden bahsediliyordu. Eskişehir'de eski Osmanlı evlerinin olduğu küçük bir yer. Hep gitmek istemiştim ama fırsat olmamıştı. Fırsat bu fırsattı. Esra'ya da buradan bahsetmiştim. 7 civarı gardan çıktık ve Odunpazarı'nın yolunu tuttuk. Çok da uzun bir yol değil zaten. Gar civarından tramvaya biniyorsunuz ve Atatürk Lisesi'nde iniyorsunuz. Kısa süre sonra kendimizi eski evlerin arasında bulmuştuk. Çok gitmeden karşımıza yola bakan bir kadın çıktı. Belli ki birilerinin yolunu gözlüyor... Meğer böyle heyecanla beklediği askerden dönmek üzere olan oğluymuş. Çabucak muhabbete koyulduk. Şehir insanlarının aksine çok misafirperverdi. Evinin önüne oturduğumuzda bize çay ikram etti. Şehir merkezlerinin tekin olmayışından ve bol bol çocuklarından bahsetti. Çektiğimiz fotoğrafları kendisine gönderme sözü verdikten sonra vedalaşıp gezimize kaldığımız yerden devam ettik.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;" class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Evet, gerçekten de öyle misafirperver ve sıcakkanlıydılar ki...! Ege de ben de tanımadığımız insanlarla kolay kolay ilişki kuramazdık fakat burada insanlarla konuşmamak imkansız gibiydi. Evinin önünden geçtiğimiz hemen hemen herkes halimizi hatırımızı soruyor; nereden gelmişiz, neciyiz merak ediyordu. Tıpkı bizi yemeğe davet eden aile gibi...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;" class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Tam da sünnet düğünü hazırlıklarına denk gelmişiz. İstersek evin içini gezebileceğimizi ve sünnet çocuğunun yatağını da görebileceğimizi söylerken çok içtendiler. Etrafa bakınırken hemen yan tarafında oturduğum kapıdan içeriye bir göz attım. Burası evin avlusuydu. Düğün yemeği burada hazırlanıyordu. Koca koca kazanlarda pilav ve tavuk pişiriliyordu... Saat 10 civarı... Yemek için iki saat sonra mutlaka dönme vaatleriyle oradan da ayrıldık.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_xRB_PeKBinQ/SoKdfMIUeAI/AAAAAAAAAIg/wqHgZ4xqgLI/s200/DSCF4167.JPG" style="margin: 0px 0px 10px 10px; text-align: left; float: right; cursor: pointer; width: 150px; height: 200px;" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5369026864936679426" border="0" /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;En fazla üç katlı, küçük, mütevazi, birçoğunun sıvası dökülmüş,&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;bazısının camındaki parmaklıklara kurutulmak üzere dolmalık biberi ve patlıcanı asılmış sevimli evleriyle Odunpazarı... Kapının önünde oturmuş komşusuyla muhabbet edenler, evinin önünü süpürenler, çocuğunun elinden tutmuş bakkaldan dönen genç kadın ve akşam yemeği için komşuyla birlikte fasulyelerini kıran esprili teyze ki bu teyze bize vereceği poz karşılığı iki milyarı şart koşmuştur :). Bu sıcak ve şeffaf insanları fotoğraflarımıza konu edinirken bir yandan da öğle yemeği saatini kaçırmamaya özen göstermiştik.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/SogGd887WCI/AAAAAAAAABM/Fkbni6BbLeQ/s1600-h/13.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 135px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/SogGd887WCI/AAAAAAAAABM/Fkbni6BbLeQ/s200/13.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5370549667286964258" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Söz verdiğimiz gibi saat tam 12'de sünnet düğünündeydik. Böyle coşkulu &lt;span class="Apple-style-span"   style="color: rgb(0, 0, 0);   font-style: normal; font-family:Georgia;font-size:16px;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;bir eğlence olacağını düşünmemiştik. -Tabi o açlıkla yemekten daha mühim bir şey olamazdı bizim için :)- Gittiğimizde klavye çalan bir müzisyenle önünde göbek atan bir topluluk vardı. Sünnet çocuğumuz da orada tabii ki. Bu anı kaçırmayalım diye fotoğraf çekmeye kaptırmışız kendimizi derken birinin kolumdan tuttuğunu algılayamadan kendimi bir halkanın orta yerinde buluverdim. Düğüne gelip de oynamadan olmazmış. Kolumdan tutan amca karşıma geçmiş döktürüyor. Ben de nazlandım tabi, yok efendim oynamam ben filan... Bir yanda da dizili sandalyelerde oturup çekirdek çitleyen teyzeler bizi izle&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;yip eğlenmede... Sıra geldi yemek faslına. Önce beyler alınırken yemeğe ben aralarına oturmuştum çoktan. Misafire mükemmel bir ikram şekli var. Protokolde hissettim desem yeridir. Yemeğimizi yedikten sonra beş-altı kez doyup doymadığımız veya yemek yiyip yemediğimiz sorulmuştur. Özellikle çocukların bize özel bir ilgisi vardı. Ege'ye bakıp ''abi, büyüyünce ben de saçımı uzatıcam'' diyen küçük de beni çok eğlendirdi :) Yemekten ve biraz sohbetle birkaç fotoğraftan sonra tekrar yola koyulmadan önce fotoğraflarımızı onlara da yollayabilmek için genç bir kızın e-mail adresini aldık. Teşekkürleşmeler ve vedalaşmalarla ayrıldık.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 51, 51);"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Gece düzgün dinlenemediğimizden uykuluyduk. Ağır çantalarımız da kısa sürede yorulmamıza sebep olmuştu. Gerçi bunların bizi yıldırması söz konusu değildi çünkü çok keyif alıyorduk. Sünnet düğününden ayrıldıktan sonra dolaşarak gara döndük. Biraz dinlenmek sonra yine gezmek istiyorduk ama ne mümkün. Gardaki bekleme odalarından birinde koltuklara yattık, tam uykuya dalmıştık ki bir görevli uyandırdı: Garda Uyumak Yasak! Dışarıda peronlardaki banklara geçtik ama orada da uyuyamadık. Baktık yapacak şey yok, gezmeye devam :-)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/SogNqMS82AI/AAAAAAAAABU/3sQcMgnpj60/s1600-h/DSCF4264.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 150px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/SogNqMS82AI/AAAAAAAAABU/3sQcMgnpj60/s200/DSCF4264.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5370557574145693698" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Bu sefer gardaki Eskişehir haritalarından yolumuzu buluyorduk. İlk başta Esra'nın görmek istediği Anadolu Üniversitesi'ne gittik. İçeride her taraf yeşillikti. Hemen yol kenarında çimlerin üzerine attık kendimizi. Bir uyumuşum ki sormayın :-) Esra zar zor uyandırdı. İçeride kısa süre gezip Açık Hava Müzesi'nin yolunu tuttuk. Zaten oldukça yakındı. Uzaktan havacılık-uçak vs. müzesi olduğunu görünce ilgimizi pek çekmedi ve hemen yakındaki lunaparka girdik :-) Dönme dolap ile Eskişehir'i tepeden izledik.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Hava artık kararıyordu. Bu gezileri yaparken, geçen sene görme fırsatına eriştiğim ve çok beğendiğim Ankara'nın Beypazarı ilçesine de gitme kararı almıştık. Tren biletlerimizi aldık. Gece (ya da sabah artık) 3'te Anadolu Ekspresi bizi Ankara'ya götürecekti. Bu sırada 1 Ağustos günü o kadar dolu doluydu ki bize sanki bir hafta gibi gelmişti. Sanki Eskişehir garı bizim evimiz olmuş, sık sık çıkıp etrafı geziyormuşuz gibi gelmişti. Lunaparktan çıkıp çarşı içinde bol bol dolaştık. Cumartesi günü olmasının da etkisiyle her taraf cıvıl cıvıldı. En sonunda tekrar biraz uyumak umudu ile "evimize" döndük ama yine aynı terane... O kadar yorulmuştuk ki aklımızdan "Beypazarı'na gitmesek de direk İstanbul'a mı dönsek?" fikirleri geçiyordu. Trene binene kadar uyuyamadık. Sonra da Ankara'ya kadar güzel bir uyku çektik...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 51, 51); font-style: italic;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 51, 0);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Tr&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;eni beklemek ölüm gibiydi ama tüm o gerginliğe değmişti.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;O uykusuzluk ve yorgunlukla kükreyip durmama rağmen iyi ki de ''hee'' deyip geçildim. Bazen alttan almak da lazım, karşılıklı olsun tabi :) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Gardan çıktığımızda neredeyse bütün Ankara uyuyor gibiydi. Yine resmi, yine soğuk... Nedense hiç bir zaman hoşlanamadım bu şehirden, belki de bunun etkisiydi bendeki.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Buna rağmen &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;tren garının hemen bitişiğindeki büyük lunaparkı görünce çok sevindim. Gördüğüm her lunaparka girebilecek potansiyele sahibim çünkü :D Her neyse... Karnımız çok açtı. Kahvaltı için Kızılay'a gittik. Daha sonra Beypazarı'na doğru yol aldık.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Ege daha önce görmüş tabi ama benim pek bir fikrim yoktu gideceğim yer hakkında. Odunpazarı'ndan sonra iyice merak etmiştim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Bir ya da bir buçuk saatlik yoldan sonra Beypazarı'na ulaşmıştık. İlk gördüğümde hayal kırıklığına uğradım diyebilirim. Daha doğal bir yer hayal etmiştim ama turistik bir mekana dönüşmeye başlamıştı yavaştan. Tabi ilk izlenimdi bunlar. Benim şanssızlığım pazar günü olmasındandı. Tarihi çarşısına girdiğimde dükkanların hemen hemen hepsi kapalıydı. Gerçi kepenkleri kapalı haliyle de küçücük dükkanların sevimli birer görüntüsü vardı ama benim &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;asıl merak ettiğim buranın halkıydı. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Ara sokaklara girdikçe ısınmaya başladım bu küçük semte. Dik bayırları, dar sokakları, merdivenleri, küçük avlularıyla evleri... İşte Beypazarı... Sokakta oynayan çocuklar ve kapının önünde oturan teyzeleriyle Odunpazarı'ndan alıştığımız manzara burada da vardı. Fakat Odunpazarı halkının maddi anlamda iyi birer konumları olmadığı halde yaşamın kendisinden zevk almayı biliyor gibiydiler. Beypazarı'nda aynı coşkuyu ve sevinci göremedim. Tüm bunlar belki de benim ruh halimdi. Emin değilim... Çünkü artık dolaşmaktan çok yorulmuştum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Egemin de benim de keşfetme isteğimiz yorgunluğumuzdan ağır basıyordu. Bu gazla geze geze Beypazarı'nın tepelerinde bulduk kendimizi. Tavuklarını besleyen bir teyze ve eşi karşıladı bizi. Biraz ileride de kızıyla küçük yeğeni Rojin... Yabani, şaşkın, meraklı Rojin. Bir türlü poz verdiremedik. Çok sıktığımızı düşünerek çikolata verip veda ettik bu sevimli çocuğa ve ailesine. Ama çikolataya öyle bir kaptırdı ki kendini, biz giderken pek umursamadı. Yine de onu çok sevdik :)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" color: rgb(0, 51, 0); font-style: italic; font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Hazır tepelere kadar çıkmışız, oturup dinlenelim dedik. Dut ağacının altında manzarayı seyre daldık. Ben de arada ağacı sömürdüm. Egem de ilk kez dut yedi ve bir yiyeceği daha beğenmedi. :)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Ankara'ya dönüş için otobüs biletimizi önceden almıştık. Zamanı geldi artık. Otobüse bindik, birimiz uyuduk, birimiz uyukladık derken yol bitti. Tren garına vardığımızda hala yarım saatimiz vardı. Ankara'daki son yarım saatimizi de garın yanındaki lunaparkta değerlendirelim dedik. Hani şu aniden yukarıya kadar çıkıp sonra düşermişcesine birden aşağıya inen şey var ya, işte ona bindik :) Binmez olaydık, çok korktuk. İnince de çok sevdik, iyi ki de bindik, iyi ki de geldik... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:Tahoma;color:#003333;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:7;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:48px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:7;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:48px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;                                                                                        Ege Sertçetin&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;                                                                                                &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#003300;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;Esra Venedik&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:180%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:18px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5650989259299587937-4162340803660595991?l=gezentiren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gezentiren.blogspot.com/feeds/4162340803660595991/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gezentiren.blogspot.com/2009/08/eskisehir-kacamagi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5650989259299587937/posts/default/4162340803660595991'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5650989259299587937/posts/default/4162340803660595991'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gezentiren.blogspot.com/2009/08/eskisehir-kacamagi.html' title='Eskişehir Kaçamağı'/><author><name>Esra Venedik</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07916542031015815847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_gfbuzEUVGSY/Sn6LcAzp97I/AAAAAAAAAAw/IFjUNbQCowg/s72-c/01+-+Eski%C5%9Fehir+Gar+Sabah.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
